Kadın Kocasını Emzirebilir mi? Beden, Bilgi ve Ahlak Üzerine Felsefi Bir Soru
Bir insanın bedenine ait bir işlev, başka bir insanla paylaşıldığında anlamını değiştirir mi? Bir davranış “doğal” olduğu için mi doğru kabul edilir, yoksa doğru olduğunu düşündüğümüz için mi doğallık atfederiz?
“Kadın kocasını emzirebilir mi?” sorusu ilk bakışta biyolojik ya da mahrem bir mesele gibi görünür. Oysa biraz dikkatle bakıldığında etik, bilgi kuramı ve ontoloji hakkında şaşırtıcı derecede geniş sorular doğurur. Buradaki “emzirmek” ifadesi, yetişkin bir eşin emzirilmesi anlamında ele alındığında, meselenin yalnızca mümkün olup olmadığı değil; bedenin anlamının, rızanın, toplumsal normların ve “doğal” kabul edilen davranışların nasıl belirlendiği de tartışmaya açılır.
Bilimsel literatürde emzirme giderek yalnızca biyolojik bir süreç değil, bedenlenmiş ve toplumsal bir pratik olarak ele alınıyor.
PubMed Central (PMC)
+1
1. Etik Perspektif: Yapılabilir Olan, Yapılması Gereken midir?
Rıza ilk sorudur
Etik açıdan başlangıç noktası basittir: İki yetişkin insanın karşılıklı rızası var mı?
Kantçı bir yaklaşım, kişiyi hiçbir zaman yalnızca bir araç olarak görmemeyi gerektirir. Dolayısıyla eşlerden birinin diğerini kendi arzularının nesnesine indirgemesi sorunlu olabilir. Fakat iki taraf da bilinçli biçimde istiyor ve birbirinin özerkliğine saygı gösteriyorsa, davranışın kendisini otomatik olarak ahlaken yanlış ilan etmek için yeterli bir neden bulunmayabilir.
Burada John Stuart Mill’in özgürlük anlayışı da önem kazanır: Yetişkinlerin kendi bedenleri ve yaşam biçimleri üzerindeki kararları, başkalarına zarar vermediği sürece güçlü bir özerklik alanı oluşturur.
Buna karşılık bakım etiği, meseleyi yalnızca “özgür seçim” üzerinden okumaz. Carol Gilligan ve Nel Noddings çizgisinde düşünüldüğünde ilişki, karşılıklı güven, bakım ve duygusal bağ da ahlaki değerlendirmeye girer.
Wiley Online Library
Asıl etik ikilem
Soruyu şu üçlü biçimde düşünebiliriz:
Rıza: Her iki taraf da özgürce istiyor mu?
Zarar: Fiziksel veya psikolojik bir zarar söz konusu mu?
Anlam: Bu davranış taraflar için sevgi, yakınlık, merak veya başka bir anlam mı taşıyor?
Güncel emzirme etiği literatürü de “iyi annelik”, toplumsal beklentiler, beden özerkliği ve bilgilendirilmiş seçim gibi kavramların birbirine karışabildiğini gösteriyor.
PubMed
+1
Dolayısıyla etik açıdan “normal değil” demek tek başına bir argüman değildir.
2. Bilgi Kuramı: “Doğal” Olduğunu Nereden Biliyoruz?
Bilgi kuramı, yalnızca “ne biliyoruz?” sorusunu değil, “bildiğimizi nasıl biliyoruz?” sorusunu da sorar.
Emzirmenin geleneksel olarak anne ve bebek arasındaki ilişkiyle özdeşleştirilmesi, bize güçlü bir toplumsal bilgi şeması sunar. Fakat bu şema biyolojik olguyla kültürel yorumun aynı şey olduğu anlamına gelmez.
“Göğüs bebek içindir” önermesi ile “göğsün temel biyolojik işlevlerinden biri bebeği beslemektir” önermesi birbirinden farklıdır. İlki toplumsal ve normatif bir anlam taşırken, ikincisi biyolojik bir açıklamadır.
Felsefi açıdan problem tam burada başlar: Bir şeyin olağan olması, onun tek meşru kullanımının o olduğu anlamına gelir mi?
Foucault’nun iktidar ve bilgi ilişkisine ilişkin düşünceleriyle bakıldığında, bedenler hakkındaki “normal” ve “anormal” kategorilerinin yalnızca doğadan çıkmadığı görülebilir. Rhonda Shaw da emzirmeyi salt doğal ve pasif bir bedensel faaliyet olarak görmek yerine, toplumsal ve etik bir pratik olarak değerlendirmeyi önerir.
Sage Journals
Bilginin sınırları
Çağdaş tartışmalarda bir başka sorun da kişinin kendi bedensel deneyiminin ne ölçüde bilgi sayılacağıdır. Tıbbi bilgi “risk” hakkında konuşabilir; fakat kişinin yaşadığı yakınlık, mahremiyet veya duygusal anlamı tamamen ölçemez.
Merleau-Ponty’nin fenomenolojisi burada önemlidir: İnsan bedeni yalnızca sahip olduğumuz biyolojik bir nesne değil, dünyayı deneyimlediğimiz biçimin kendisidir. Güncel emzirme felsefesinde de “bedenlenme” kavramının zihni ve bedeni kesin biçimde ayıran klasik anlayışa meydan okuduğu vurgulanmaktadır.
PubMed Central (PMC)
3. Ontoloji: Beden Nedir?
Ontoloji, en temel haliyle “Ne vardır?” ve “Bir şeyin varlık tarzı nedir?” sorularını araştırır.
Bu açıdan kadın bedeni yalnızca biyolojik bir organizma mıdır? Yoksa beden aynı zamanda toplumsal anlamların, kişisel anıların, arzuların ve ilişkilerin taşıyıcısı mıdır?
Modern feminist felsefe bu soruyu özellikle önemser. Çünkü kadın bedeninin tarih boyunca yalnızca “doğal işlevleri” üzerinden tanımlanması, beden üzerinde toplumsal denetim kurulmasına da yol açmıştır. Emzirme araştırmalarında “iyi anne” ile emzirme arasındaki ilişkinin tarihsel olarak nasıl üretildiği de tartışılmıştır.
PubMed Central (PMC)
Butler, Foucault ve bedenin anlamı
Judith Butler’ın toplumsal cinsiyetin performatifliği üzerine düşünceleriyle meseleye bakıldığında, “kadın bedeni böyle davranmalıdır” biçimindeki kabullerin doğal gerçekler kadar toplumsal tekrarların ürünü olduğu düşünülebilir.
Foucault ise bize daha rahatsız edici bir soru bırakır: Bedenlerimizi gerçekten özgürce mi tanımlarız, yoksa hangi davranışların kabul edilebilir olduğunu bize öğreten söylemlerin içinde mi yaşarız?
Bu nedenle yetişkinler arasındaki emzirme, tek başına “normal/anormal” ikiliğine sıkıştırıldığında felsefi açıdan yoksullaşır.
4. Çağdaş Bir Düşünce Deneyi
Bir çift düşünelim. Biri emzirmeyi yalnızca beslenme olarak değil, diğeri ise yakınlık biçimi olarak görüyor. İkisi de yetişkin, bilinçli ve rızalı.
Şimdi üçüncü bir kişi gelip “Bu doğal değil” diyor.
Burada ilginç olan, üçüncü kişinin itirazının hangi temele dayandığıdır:
“Doğal değil” ne demektir?
Biyolojik açıdan olağandışı mı?
Toplumsal açıdan alışılmadık mı?
Ahlaken yanlış mı?
Yoksa yalnızca kişisel olarak rahatsız edici mi?
Bu dört yargıyı birbirinden ayırmadığımızda, felsefi tartışma kolayca önyargıya dönüşür.
Öte yandan “Rıza varsa her şey ahlakidir” demek de meseleyi fazla basitleştirebilir. Bakım etiği, güç ilişkileri, bağımlılık, duygusal baskı ve tarafların gerçekten özgür seçim yapıp yapmadığı gibi soruları yeniden gündeme getirir. Güncel araştırmalar da emzirme konusunda bireysel özerklik ile toplumsal normların birbirinden kolayca ayrılmadığını gösteriyor.
PubMed Central (PMC)
Sonuç: Bir Bedeni Kim Tanımlar?
Öyleyse kadın kocasını emzirebilir mi?
Biyolojik olarak süt üretimi ve emzirme kapasitesi kişiden kişiye değiştiği için mesele basit bir “evet” veya “hayır” sorusuna indirgenemez. Felsefi açıdan daha önemli cevap ise şudur: Yetişkinler arasındaki rızaya dayalı bir bedensel davranışın ahlaki anlamı, yalnızca onun alışılmış olup olmamasıyla belirlenemez.
Etik bize rızayı, zararı ve karşılıklı saygıyı; bilgi kuramı bize “doğal” ve “normal” dediğimiz şeyleri hangi kaynaklardan öğrendiğimizi; ontoloji ise bedenin yalnızca biyolojik bir nesne olup olmadığını hatırlatır.
Belki de asıl soru “Bunu yapmak doğru mu?” değildir.
Belki daha derindeki soru şudur: Bir insan kendi bedeninin anlamını ne ölçüde kendisi belirleyebilir ve toplum, başkasının bedenine dair hangi anlamları dayatma hakkına sahiptir?
Ve daha kişisel bir soru: Bizi rahatsız eden gerçekten davranışın kendisi mi, yoksa alışık olmadığımız bir insan yakınlığına tanık olmak mı?